Yalıtım Dergisi 68. Sayı (Eylül-Ekim 2007)

globalanaliz muş gibi görünüyor olabilir. Dünyanın en yoksul ülkeleri -ki onlar da en az seviyede bile olsa global ekonomiyle ilişki içerisindedir-nispeten küçük ülkelerdir; örneğin Doğu ve Güneydoğu Asya'nın geniş yüzölçümüne sahip ülkeleri hızlı bir şekilde büyümekte ve hayat standartları yükselmektedir. Aynı zamanda bu ülkeler global ekonomi içerisinde doyurucu bir şekilde teşvik de edilmektedir.Bu örnek, gelir dağılımında zengin ve yoksul ülkeler arasındaki dengesizliğin giderek büyümesine rağmen, bu durumun bazen nasıl gözden kaçabileceğini göstermektedir; Çeşitli kültürlerde mutluluk kavramı incelenecek olursa, ortalama kullanılabilirgelir seviyesininyükselmesinin yoksul ülkeleri mutlu ettiği, aksine zengin ülkelerde mutluluğa sebebiyet vermediğidir. Yani denilebilir ki, globalleşme yoksul ülkeleri mutlu ederken, zenginülkeleriüzen bir olgudur; Bu ülkelerin çoğu global ekonomik sürece bağlıdır. Bu nedenle hızla büyümekte ve sonuçta hızla gelişen hayat standartlarına sahip olmaktadırlar. Bunun yanı sıra siyasi yaşamları da buna paralel olarak düzelme ve gelişme eğilimi göstermektedir (örneğin Güney Kore, Tayvan ve Meksika'da olduğu gibi). Gelişmekte olan ülke vatandaşlarının yaşam standartlarındaki kötüleşme bir gerçektir. Ancak gelişmiş ülkeler de sanayileşme süreci boyunca aynı aksaklık ve tecrübeleri yaşamışlardır. Gelişim süreçleri boyunca bazı maliyetlere katlanmak durumunda kalmışlardır. Fakat, nispeten yoksul kırsal bölgelerdeki üretim anlamında modernleşmeye geçişte daha fazla başarısızlık ve sorunla karşılaşılmaktadır. Bu bağlamda şunu söyleyebiliriz ki gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan ülkelere göre, globalleşme karşıtı faaliyetlerdenkendilerinidaha iyi koruyabilmektedirler. Globalleşen dünya insanları arasındaki -özellikleulusal seçkin sınıf arasında- daha sık ve sıkı yaşanan ilişkiler ve bağlantılar, savaşların önlenmesinde daha etkin bir rol oynamaktadır. Kültürel homojenleşme eğilimleri olsa bile bütün sosyo-ekonomik sınıflararası küresel bağlantısızlığın artması, insanlar açısından daha az devletçi ve milliyetçibir eğilimi ortaya koymaktadır. En alt seviyelerde de olsa, global ekonomiyle ilişki içinde bulunan ülkelerde, sık sık etnik temellisivil savaşlar korkusu yaşama güdüsünün gözlemlenmesbi ir tesadüfmüdür? Ekonomik globalleşme olgusu, bütün milletleri aynı şekilde etkilemeyen, bazı milletlerin kontrolü altında olan bir süreç... Globalleşmenin herkese gelişme ve iyi yaşam koşulları sağlamaya yönelik bir süreç olduğu ileri sürülmekle birlikte; bugün en büyük 100 çokuluslu şirket, dünyadaki yabancı ülkelere yapılan yatırımların yüzde 20'sini denetlemekte; en zengin 447 milyarderin serveti tüm insanlığın yarısından fazlasının gelirini aşmaktadır. Aşırı sayıda artan evlilikler ve şirket satın almalarına bağlı olarak bu güç ve zenginlik birikimi giderek artmaktadır. Globalleşme sürecinde dünya ekonomisinin gidişatını belirleyen, kendi çıkarlarını maksimize etmeye çalışan uluslararası sermayeninsahibi çokuluslu şirketler ve finansal kurumlar olarak gözükmektedir; ancak, globalleşme sürecinin aktörleri olan çokuluslu şirketlerin ve finansal kurumların nihai olarak kontrolü birkaç gelişmiş ülkededir. Dolayısıyla, çokuluslu şirketlerin artık devletsiz hale geldiklerini ve globalleşme sürecinin tek hakimi olduklarını söylemek mümkün değildir. Kısacası, gelişmiş ülkeler dünya ekonomisini istedikleri yöne sürüklemekte ve globalleşmenin sağladığı faydalardan en büyük payı almakta, globalleşmenin yarattığı tehlikelerle mücadelede ise gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelere göre avantajlı olup, global- (8) Globalleşme, Bölgeselleşme, MegRa ekabveetTürkiyÖe,zlem Özkıvrak, DileDk ileyici, Dış TicareDtergisi, Sayı 20,Oca2k001 46 YALITIM• EYLÜL/ EKiM 2007 !eşmenin yüklediği maliyetlerin daha küçük bir bölümünü üstlenmektedirler. ısı Globalleşme hakkında olumlu ya da olumsuz düşünceler vardır. Bu iki düşünce ülkemizde de sık sık karşı karşıya gelmektedir.Bir kesimgloballeşmenin dünya ticaretini artırdığı ve bundan gelişmekte olan ülkelerin gelişmiş ülkelerden daha fazla faydalandığını iddia etmekte iken, diğer kesim ise globalleşme ile gelen hızlı para transferleri, hızlı sermaye akımları ve sıcak para ile gelişmekte olan ülkelerin daha da kötü duruma düştüklerini iddia etmektedirler. Sonuç olarak benim şahsi görüşüm, globalleşme, dünya üzerinde var olan bir olgudur ve bundan kaçmak imkansızdır. Var olan bir şeyi inkar etmek veya yok saymak yerine, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler, globalleşmeyi bir olgu olarak kabul etmeli ve bu şartlarda ekonomi alanında başarılı olabilmenin yollarını araştırmak zorundadırlar. IJ Kaynaklar: Carol Welch,"A Worldin Chains", The Ecologist,Eylül 2000 Dr. A. Yavuz Ege, "Türkiye'nin Dış Ticaretinin Bugünü ve 21. Yüzyıla Doğru Muhtemel Gelişmeler", Dış Ticaret Dergisi, Ekim 1998 Özel Sayı Dr. Oktay Vural, "Bilgiye Dayalı Kalkın", Ulaştırma Bakanı Dr. Salih Yılmaz, "Gelişmekte Olan Ülkelerde Dış Tasarrufa Duyulan İhtiyacın Nedenleri", Hazine ve Dış Ticaret Dergisi,1994/1 Ersan Öz, "Globalleşme Nedir?", Dış Ticaret Dergisi Sayı 22, Temmuz 2001 Haluk Tandırcıoğlu, "Türkiye'de Dış Borç Sorunu, Dış Borçların Sürdürülebilirliği ve Dış Borçların Sınırlandırılması", Dokuz Eylül Üniversitesi,Sosyal BilimlerEnstitüsü DergisiCilt 2, Sayı:2, 2000 IMFWorld EconomicOutlook,1997 Maureen Were, "The lmpact of External Debton EconomicGrowthand Private lnvestmentsin Kenya:An EmpricalAssessment",Wider DevelopmentConferenceon Debt Relief,17-18August 2001, Helsinki Özlem Özkıvrak, "Dilek Dileyici, Globalleşme, Bölgeselleşme, Mega Rekabet ve Türkiye", Dış Ticaret Dergisi, Sayı 20, Ocak 2001 Robert WRIGHT,"WillGlobalizationMake You Happy",Foreign Policy,September 2000

RkJQdWJsaXNoZXIy MTcyMTY=